Belgrad Ormanı Yürüyüşleri ve Tutmayan Beyaz Dengesi

Selam blog,

Tamam bu sene atla deve bir kış, dondurucu soğuklar yaşanmadı ama baharın yaklaştığını hissetmek yine de insana enerji veriyor. Evden işe, işten eve bir hayatım yok, çünkü çeviri işlerini de evden yapıyorum. Eh, evde otur otur sıkılıyor insan; hem ciğerlerimi tazeleyeyim hem de 3-5 fotoğraf çekeyim diyerek Belgrad Ormanına  gittim.

Aslında, bu yıl ilk kez neredeyse 2 hafta önce, 23 Şubat'ta gitmiştim ama dün yine gittim. Bu ormanları çok seviyorum, şehre çok yakın sayılmaz ama bu bir bakıma, daha temiz kalması için olumlu bir etken sayılabilir. Ancak ormana ne zaman gitsem hava dönüyor, kapanıyor. Bu da, beyaz dengesi konusunda zaten pek başarılı olmayan fotoğraf makinemin kafasını iyice karıştırıyor.

23 Şubattaki yürüyüşte hava epey kasvetli olduğu için, siyah-beyaz çalışmayı düşündüm. Zira beyaz dengesini tutturmak gerçekten güç (hem preset hem de manuel olarak denediysem de!). Tabi elektronik vizörlü ve live-view ile çalışan bir kamerada çekim modunu siyah-beyaza alınca, alacağınız sonuçları eş zamanlı olarak görmek iyi bir şey. 



Bakın ben ağaçları, ağaç kabuklarını ve yosunları çok severim. Detay/doku olarak gözüme çok hoş geliyor. Böyle durumlarda tekrar renkli çekim moduna geri döndüğüm de oldu:
Özellikle bu fotoğrafta ağaçtaki yosun tabakası, arkadaki bitkilerin solgun yeşillerinden çok farklı ve canlı görünüyor.

Ağaç köklerini de severim.

Son olarak, ormanın çıkışına doğru gelip Ayazağa Deresindeki bent üzerinde uzun pozlama yapayım dedim. Yanımda ND8 filtrem vardı. Ortaya böyle bir şey çıktı:
***
O günden sonra, oldukça uzun süredir kullandığım Tamron 17-50mm f/2.8 lensimi sattım. Çünkü zoom halkasında bir arıza meydana geldi, tamir ettirdim ama bu hatayı tekrarlamayacağının garantisi yoktu. Ben bu gibi durumlarda ister istemez elimdeki şeyden soğuyorum. O yüzden sattım. Onun yerine ise, ön camında ufak bir çizik olduğu için ederinin epey altına Sigma 17-70mm f/2.8-4.5 DC macro lens denk getirip aldım.

Eh, lensi sahada denemek gerekiyordu. 72mm çapında başka bir ND8 filtre de aldıktan sonra dün tekrar ormanın yolunu tuttum. Bu kez evden çıkarken hava güneşli olmasına rağmen ben ormana girer girmez tekrar bulutlanmıştı. O yüzden "yine mi siyah-beyaz?" diye diye fotoğraf çekmeye koyuldum.
Ama güneş arada sırada yüzünü gösterdiği için pek öyle olmadı.
Ormanın içinde bazen yol olmayan yerlere bile dalıyor, kuru yaprakların üzerinde çıtırtı çıkararak, kuş sesleri eşliğinde yürüyorum. Ufak bir su birikintisi bile ilgimi çekiyor bazen. Bu su birikintilerinden birinde kurbağalara da rast geldim. Bu serçe parmağımın da yarısı kadar bir ova kurbağası:
Matsuo Basho'nun ünlü haikusu şöyle der:
Bir kadim gölde
Kurbağa atlar suya
Ses gelir sudan *
      
Japon edebiyatında, kurbağalar baharın gelişini simgeler. Bu haikuda da, kadim gölün sessizliğini bozan kurbağa pek tabii ki baharı müjdelemektedir. Öyleyse, sevinin bahar geliyor dostlar!

Mantarları sevdiğimi zaten biliyorsunuz. Bu mantar hayatta mı bilmiyorum ama. İçinden sarmaşık geçmiş, gayet kuru görünüyordu:
Arada yine siyah-beyaz çeksem daha iyi olur dediğim sahnelerle karşılaşıyordum doğrusu:
Bir tane yol fotoğrafı çekmek için durduğumda (istediğim gibi olmadığı için yayınlamıyorum), bu mavi böceği asfaltın üzerinden karşıdan karşıya geçerken gördüm. Vizörden bile görülecek büyüklükteydi, siz düşünün. Sonra hemen peşine takıldım. Gölgede olmasa daha iyi olurdu ama yine de poz vermeye gönüllü oldu diyebilirim:
Carabus intricatus - mavi yer böceği

Derken, yavaştan dönüş yoluna koyulmuştum. Birkaç gündür yağan yağmurlar, Ayazağa deresine hayat vermişti ve tripod + ND filtre kombinasyonunun tadını çıkarabilecektim. Bu ND filtre dediğimiz şey, aslında renkleri de değiştiriyor. Zaten bulutlu mu güneşli mi belli olmayan havada, bir de filtrenin etkisiyle beyaz dengesini tutturmak, raw çektiğim halde tamamen çileye dönüşse de, toparladığım kadarıyla şu fotoğrafları eklemek isterim:
Şuradaki küçük yapıya, Oregon'lular gibi "cabin in the woods" demeyi çok isterdim doğrusu ama ne yazık ki ormanın mesire alanındaki tuvaletlerden başka bir şey değil. Hayal bile kuramıyoruz yahu. Olsun, Instagram'da yuttururum ama, bakın görün siz.
Böylece bir yürüyüşün daha sonuna gelip çıkışa yöneldikten sonra üstümü başımı temizleyip otobüse atlayıp eve döndüm. Sigma lensi sevdim diyebilirim. Özellikte ikinci el kit lens parasına aldığımı düşünürsek, hiç fena değil doğrusu. Uzun pozlama işinde beyaz dengesini tutturmak için biraz olsun güneşe ihtiyacım var sanırım. Ancak o zaman da çok uzun pozlama yapılmıyor. Bu da böyle bir çelişkidir...

Öyle işte blog, önümüz bahar, önümüz yaz...
_____________________
Sırf bu yazı için, 5-7-5 ölçüsüne uygun olarak ben çevirdim. Daha önce denememiştim hiç.

Yorumlar