Bir Zeytin Hikayesi

Olea prima arborum omnium est”, zeytin bütün ağaçların ilkidir. Eski Yunan’da bereket ve barışı temsil eden tanrıça Athena'nın armağanı, Eski Mısır’da Tarnrıça İsis’in meyvesidir zeytin. Eski Ahit’teki Nuh Tufanı’na göre insanlık zeytinle yeniden doğarken, aynı zamanda refahın ve bolluğun sembolüdür. Bunun dışında M.Ö. 8'inci yüzyılda yaşadığı sanılan Homeros'un kaleme aldığı destanlar, zeytin ağacı ve zeytinyağına ilişkin zengin tasvirler ve benzetmelerle süslüdür. Kısaca zeytin, doğanın insanlara hediye ettiği en kıymetli hazinelerden birisidir. Fakat kimilerine göre ağacın altındaki maden rezervleri, kimilerine göre ölmez ağacın kapladığı arazinin hacmi, bu kadim meyveden daha değerli.


O veya bu şekilde zeytin arazilerine göz dikmeye yönelik çeşitli yasa tarasıları 2002 yılından beri dönüp dolaşıp gündeme geliyor. Şubat 2011’de 4. Kez meclise sunulan tasarıya göre, özel mülkiyetlerde zeytin sahalarının en az 25 dönüm büyüklüğünde olması gerektiği savunulmuştu. Mayıs 2017’de değiştirilerek 7. kez sunulan tasarı ile 3573 no’lu kanunun  4. maddesinde değişiklik yapılacak ve dönüm başına 15 adetten az zeytin ağacı bulunan alanların zeytinlik sayılmayacaktı. Böylece Ege ve Marmara kıyılarındaki zeytin arazilerinin çok büyük bir kısmı sanayileşmeye açılacaktı. Yoğun tepkilerin ardından tasarı geri çekildi. Belki de 8. kez gündeme taşınmak üzere...
Türkiye’de zeytin deyince haklı olarak ilk önce Çanakkale’den başlayıp Muğla’ya kadar uzanan Ege kıyıları akla gelse de aslında Marmara Denizinin sahil şeridinde de önemli bir geçim kaynağı diyebiliriz. Özellikle sofralık zeytin üretiminin çoğu Gemlik-Erdek arasında bulunan zeytinlik arazilerden sağlanmakta ve bölge halkı, her yıl bıkmadan usanmadan zeytincilik yapmaya devam etmekte. Benim anne tarafım Yunanistan göçmeni. Vaktiyle yapılan mübadelelerde Kapıdağ’ın eteklerinde yaşayan Rumlar gönderilmiş, yerine bizimkileri yerleştirmişler. Erdek’e bağlı Düzler köyüne. Dolayısıyla zeytin, benim için de çok şey ifade etmekte.

Marmara’da zeytin hasadı kış aylarında, Kasım-Aralık gibi yapılır. Bazen Ocak ayına bile sarkar. Ben küçükken annemler neredeyse 1 aylığına beni babaannemlere bırakır, sadece arada yağan yağmur veya kar yüzünden çalışamadıkları günlerde eve dönerlerdi. Kış aylarında çok sık hasta olduğum için yemek kaşığı dolusu saf zeytin yağı içirirdi annem.

*****

Sabah erken kalkıp kahvaltı ediyoruz. Bir yandan bahçede yiyeceğimiz öyle yemeğini de hazırlıyor annem ve yengem. Aralık ayının ilk haftası geride kaldı ama şans eseri bugün hava güneşli. Evin önündeki ısırganlar gece kırağı ile kaplanmış, boyu biraz daha uzun olanlar güneşin ilk ışıkları ile kendine geliyor. Bu sırada hazırlıklarımızı yapıp dayımın emektar cipine doluşuyoruz. Camlar buğu ile kaplanırken dayım günün ilk sigarasını ateşliyor.


Bahçeye varıyoruz. Hangi sıra ağaçlardan başlanacağına karar veriliyor. Sonra hemen altına yaygılar yayılıyor. Bir de merdivenler dayanıyor. Havanın güneşli olduğuna aldanmamak gerek. Dayım etraftan topladığı 3-5 çalı çırpıyı yakmaya çalışıyor ısınmak için. Ama hepsi kırağı yüzünden nemlenmiş ve kolay alevlenmiyor.


Yazın ağaçları budamak ve sulamak gerekir. Bu sırada ağaçlar çiçeklenir, zeytin olur. Sonbahar yağmurları ile dallardaki meyve beslenir ve şişer. Zeytin zaten iki yılda bir daha çok hasat verir. Bu bilge ağaç, bir yıl kendini nadasa bırakır ve önceki sene kadar çok mahsül vermez. Çiftçiler bunu bilir, ona göre planlarını yaparlar. Bu sonbaharda yeterince yağış düşmedi. Oysa ki tam da zeytinin çok olacağı seneydi. Yani zeytin çok olmasına çoktu ama yeteri kadar su ile beslenemedikleri için biraz küçük kaldılar. Çoğu yağlık olacak bunların. Sofraya koymaya değmez, insanın ağzına hemen çekirdek gelir.


Dayım, hızlı bir şekilde ileri-geri giden yapay bir kol mekanizmasını andıran bir makineyle, dalları sallıyor. Böylece olgun zeytinler, bazen küçük dal parçaları ve yapraklarla bereber, kolayca yerinden ayrılarak yaygıların üzerine düşüyor. Annem ise merdiven dayayıp makine ile sarsılamayacak kadar ince dallarda kalan zeytinleri topluyor. Bu sırada yengem yaygı üzerine düşen zeytin dal ve yapraklarlarını ayıklıyor. Sonra yaygıyı toplayıp kasalara boşaltıyor. 



Öğle vaktine kadar çoktan birkaç kasa zeytin toplanmış oluyor. İnsan hareket ederken soğuğu çok hissetmiyor ama dayım, yemek yerken ısınabilmek için artık kurumuş olan bir kaç odun parçasını tutuşturuyor. O sırada sabah evde hazırlanan yemekleri yiyoruz. Hasadı kışın yapılan ürünleri toplamak için biraz daha aceleci davranmanız gerekir. Çünkü hava erkenden kararır.


Havanın kararmasına henüz vakit olmasına rağmen güneşli gökyüzü yerini bulutlara bırakıyor. Yağmur yağmaya başlarsa yaygıları apar topar toplayıp eve dönmemiz gerekebilir. Fakat neyse ki o gün için planlanmış olan bütün ağaçlardaki zeytini toplamayı başarıyoruz. Kasaları arabanın römorkuna atıp evin yolunu tutuyoruz.



Fakat iş bununla bitmiyor elbette. Zeytinleri boyutuna göre ayırması var daha. İrice zeytinler sofralıktır. Kooperatife satılır, bir kısmı da bir sonraki hasada kadar evde tüketilmek üzere ayrılır. Küçük boy zeytinler yağlıktır. Bunlar ise yağhaneye götürülür, sıkılarak yağı çıkartılır.


Mahsül ne kadar çok da olsa, hava şartları el verdiği sürece Ocak ayının başlarına kadar toplanır bütün ağaçlar. Ve sonraki yaz mevsimine kadar dinlenmeye bırakılır.

*****

Bu iş yıllardır böyle sürüp gitmektedir Kapıdağ Yarımadasında. Fakat tıpkı yurt genelinde olduğu gibi, bu bölgede de genç nesiller, giderek artan eğitim-öğrenim oranına paralel olarak çifçiliği terk edip, şehirlere yerleşiyor. Hatalı tarım politikaları yüzünden samanı bile ithal eder olduğumuz bu dönemlere ek olarak, bir de yeni neslin komforlu şehir hayatına yönelmesi gibi etmenler baş gösteriyor. Bütün bunların, bu geleneğin uzun vadede sürdürülebilirliğini zaten muğlakta bırakması yetmiyormuş gibi, bu kadim ağaçlar son yıllarda sanayicilerin tehditkar gölgesi altında yaşıyorlar. 

Herkese aidim ve kimseye ait değilim

Fakat belki de karamsarlığa tamamen teslim olmadan önce, tüm kalbinizle bu ağaçlara kulak vermek gerekir. “Herkese aidim ve kimseye ait değilim, siz gelmeden öncede buradaydım, siz gittikten sonra da burada olacağım.” Bakarsınız haklı çıkarlar.

Yorumlar

  1. Çok güzel bir yazı olmuş, ilgiyle okudum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Değerli yorumun için çok teşekkürler Mehmet Abi.
      Bu mecrayı WordPress'ten Blogger'a taşıdığım için önceki yorumlar gitmişti. Dolayısıyla şu an buradaki ilk ve tek yorumu sen yapmış oldun. :)

      Sil
    2. Ben de böyle bir taşınma yapsam bütün yorumlar gidecek diye endişelendiğimden bir türlü taşınamıyorum.

      Sil

Yorum Gönder

Yorum yapın: