Likya Yolu ve Sırt Çantasını Kucaklamak

Soğuk bir şubat günüydü diyeceğim ama bu sene öyle çok soğuk olmadığı için, herhalde sıradan bir şubat günüydü. Hava her ne kadar üşütmese bile insanlar yine de sıcak havaları özlüyor, bahar gelse de ısınsak diye iç geçiriyordu. İşte öyle bir şubat günü, "yahu ben hazır serbest çalışan bir adamım, mesaim yok patronum yok, neden yollara düşmüyorum ki?" diyerek, derhal bilgisayarın başına oturup Likya Yolu'nun kaç kilometre olduğunu araştırmaya başlamıştım.

İnanın abartmıyorum, bu karar verme olayı gerçekten 5 dakika içinde olmuştu. Bir anda bütçeme göz gezdirip bu yol için almam gereken malzemeleri aklımdan geçiriyor, acaba benim çadır bu yolda iş yapar mı diye düşünüyordum. Daha önce gidenlerin bloglarına ve hazırladıkları rehber yazılara göz attıktan sonra, gidebileceğime emin olmuştum. Her yıl binlerce insanın o veya bu şekilde yürüdüğü bu yolda bana ne engel olacaktı ki?

Yol demişken, kabaca ne olduğunu biliyordum elbette ama detaylı olarak, hangi antik kentten geçer, ne kadar irtifa çıkar, hangi koylara inerdim bilmiyordum. Dolayısıyla tez vakitte bu rotayı ortaya çıkaran Kate Clow'un hazırladığı rehber kitabı aldım. Kitabın yanında verilen harita üzerinden parkurlara göz attım günlerce.

Şubat ayından bu yana, hem fiziksel olarak hem de moral olarak hazırlanıyordum. Önceki yazılarda bahsettiğim Belgrad ormanı yürüyüşleri de bu hazırlık sürecinin bir parçasıydı aslında. Evde de düzenli antrenman yapıyordum. Elbette eksik malzemem de çoktu. 1-2 günlük kamplar sorun değildi ama bu kez 15 gün boyunca yolda olacaktım ve 50 gram ağırlığın lafını yapar hale geldim ister istemez. Bir yandan çeşitli inceleme ve tavsiye yazıları okuyup mat seçerken, diğer yandan kamp ocağı araştırıyordum.  Gelen kargo giden kargoyu aratıyordu. Ayrıca 8 Nisan'da koşulan yarı maratonda bir 10k koşup moda gireyim demiştim ama mod da sağ ayağıma girdi ve bir haftadır Voltaren + lastik bandaj ile samimi bir ilişki içerisinde olarak bu satırları yazıyorum.

Uzun yola çıkanlar "what's in my bag" diye böyle fotoğraf paylaşmayı adet edinmişler. Ben de fotoğrafa dahil etmediğim başka birtakım ıvır zıvırlar haricinde hemen hemen bu eşyalarla yola çıkmış olacağım. 50 litrelik sırt çantam, su ve bazı yiyecekler hariç yaklaşık 11 kilo geliyor. Ve elbette bir sürü hafıza kartı da aldım yanıma.

Her ne kadar düzenli çalıştım gibi görünse de, işin bir kısmını rotanın akışına bırakmadım da değil. Nihayetinde bu bir macera arayışı ve planlar çoğu zaman tutmayacağı gibi, yolda bizi bekleyen sürprizleri de kaçırmamıza sebep olabiliyor. Yola yalnız çıkıyorum ama yolda kafadar insanlarla rastlaşıp birlikte kilometreler tepeceğimize de adım gibi eminim. Azıcık "kervan yolda düzülür" kafasındayım yani.

Uzun lafın kısası, şimdi bu yazı yayındaysa ve okuyabiliyorsanız, Fethiye'ye çoktan vardım demektir. Çünkü taslak olarak kaydedip zamanlayıcı özelliği ile yayınlayacağım. Parkur 530 küsur kilometre ancak ben yetiştirmem gereken çeviriler ve bütçem doğrultusunda 15 gün kadar yolda olacak 3/5'lik kısmını ancak yürüyebileceğim. Arada bazı yerleri araçla geçip, son durağım olan Olimpos üzerinden Antalya'ya geçerek İstanbul'a geri döneceğim. Yani en azından planım bu yönde.

Son olarak, telefon nerede çeker nerede çekmez bilmiyorum ama yolda anlık hikayeler paylaşmayı da düşünüyorum. Bunun için instagram hesabım: @cey.lansinan

Öyle işte...

Yorumlar