Rotterdam’dan İzlenimler

Gezimize Rotterdam ile devam ediyoruz. Rotterdam, rotamıza gezip görülecek kent olmaktan ziyade diğer bir Hollanda kenti olan Amsterdam’a geçiş köprüsü statüsü ile girmişti listemize. Nitekim kente dair pek bir beklentimiz yoktu.

Rotterdam, konumu dolayısıyla tarihi zenginlikten ziyade Hollanda’nın ithalat-ihracat kapısı konumundaki büyük limanlara ev sahipliği yapıyor. Bu yüzden turistik atraksiyon gerçekten sınırlı. Ama şikayet etmeye değil, bulduğumuzu yemeğe geldiğimiz için her zamanki gibi istasyondaki info-center’a uğrayıp yola koyulduk.

Önceki gün kaldığımız Anwerp’in aksine Rotterdam istasyonu oldukça modern bir yüze sahip:
Rotterdam Merkez İstasyonu

Yine bir düzlük kenti ile karşı karşıyayız. Eğim 0’a yakın. Ve elbette bilindiği üzere Hollandalılar bisiklet kullanımı konusunda çığır açmış durumdalar. Ama bu kadar düz zemin topraklara sahip olunca yapsınlar binsinler bisiklete bi zahmet diyesi geliyor insanın.

Neyse. Hostele geldik. Bu kez kaldığımız hostel oldukça iyi organize edilmiş bir yerdi. Bir takım kuralları bile vardı. Sonra yola çıktık kenti gezmek için. Burada bulunduğumuz gün hafta başı olmasına rağmen tuhaf bir şekilde sokaklarda insan yoktu. İstanbul’un keşmekeşi öyle bi işlemiş ki bize (ve ben hepi topu 2 yıldır İstanbul’dayım), olması gerekeni gördüğümüzde bile yadırgıyoruz. Ama insanı tuhaf değilse bile başka tuhaflıklar görmek mümkün neyse ki:

Kentin ortasında büyükçe bir yeşillik alan var. O gün de hava oldukça güneşliydi ve parkta çimenlere uzanmış insanlar vardı sağlı sollu. Güneş kıymetli bu ülkelerde. Rüzgar bol. Ama güneşi de rüzgarı da enerjiye çevirmeyi çok iyi biliyorlar. Bizim politikacılarımız da işte ülkeyi daha fazla nasıl kaosa sokalım, nasıl daha fazla genç insanı telef edelim diye kafa yoruyorlar, sağ olmasınlar.


Güneşin kıymetini D vitaminine çevirmeyi de bilen Hollandalılar bikini ve şortlarını giymiş, çimenlerde vakit geçiriyorlardı gerçekten. Çiçekler ve kanallarda sakince yüzen ördekler, temiz hava bol oksijen her kentin ihtiyacı ne de olsa.


Bugünü biraz rölantide geçirmek ve sonraki Amsterdam ve Berlin yolları için enerji toplamaya karar verdik.


Boijmans Van Beuningen Müzesi:

Bu kez tarihi bir bina değil de, parkta çektirdik hatıra fotoğrafımızı:

Bu parkın diğer tarafında Euromast adını verdikleri bir de kule vardı. Ancak biz kentin zaten pek büyük olmadığını bildiğimizden çıkmaya niyetlenmedik. Ama gitmişken çekeyim dedim:

Karnımız acıkınca merkeze geri döndük. Bakın şimdiye kadar yediğimiz içtiğimiz bizimdi ve sadece gezip gördüklerimizi paylaştım ama bu kez yemek fotoğrafı da ekliyorum:
Kapsalon
Bilen bilir belki ama ben ilk defa duydum ve ilk defa yedim. Döner ile patates ve salatanın tuhaf bi karşımı. Rivayete göre kuaföre yemek götürmeye çalışan Türk bir dönerci tarafından Rotterdam’da icat edilmiş (Kapsalon zaten kuaför demekmiş). Biz de yiyelim dedik. Dükkanı Faslı bi adam işletip yanında da Türk bi eleman çalıştırıyordu. Küresel dünya küresel layf abiler. Tadını çıkarın.

Karnımızı doyurduktan sonra tekrar gezmeye koyulduk. Daha önce dediğim gibi, turistik bi yer pek yok. Bize önerilen yerlerden birisi de işte bu binaların olduğu yerdi:

Sağdaki binanın üst katları hane sanırım bildiğin. Alt katında ise mağazalar ve pazar alanı gibi bi şey vardı. Biz yine fırsatı gole çevirip içerideki marketlerden nevaleyi kapıp şurada gördüğünüz diğer insanlar gibi çimenlere oturup demlendik. Eh yerel lezzetler sadece yiyecek değil neticede.

Bugünü böyle geçirdik. Akşam karanlığı hissedilmeye başladığında hostele geri dönüyorduk.

Eh gelmişken kıyı şeridine son bir kez daha uğrayalım dedik. Kentin diğer yakasına bağlanan köprü böyle ışıklandırılmış:
İşte bu iş merkezi binalar kentin temel geçim kaynağı.
Hostele geri döndük. Yola çıkmadan günler önce Sirkeci’ye gidip turistik anahtarlık, İstanbul kartları ve bileklik gibi incik boncuk almıştım ki, hostelde odayı paylaşacağımız insanlara hediye edeyim. O akşam odamız kalabalık ve şendi. Ben de diğer elemanlara hediyelerini verip sohbete koyuldum. Bakın bunu kendimi övmek için anlatmıyorum asla. Ama hostel dediğin yer neticede bütçesi kısıtlı gezgin insanların yoldaki evi oluyor. Aynı yolun yolcusuyuz. Ve zaten pek çok sırt çantalı İstanbul’a ya gelmiş ya da gelmeyi çok istiyor filan. Ufak bi şeker, bir de kart verseniz adamlar acayip mutlu oluyor. Hatta karşılığında size geri verecek bir şeyler getirmeyi hiç düşünmediklerini itiraf edip özür diliyorlar. Ama çok da mutlu oluyorlar. İnsanlarla iletişim kurmak güzeldir. Bu ufak bir not olarak kalsın burada. Bu hostelin bir diğer önemi ise, gezimizde konaklayacağımız son çatı burası. Sonrası otobüslerde geçen geceler olacak. Ama onları ilerleyen günlerde yazacağım detaylı.

Ertesi sabah yine çantaları toplayıp kahvaltımızı etmek için lobiye indik. Bu, hostelin kurallarında ne kadar sevimli olsa da  beslenmemesi gerektiği açıkça belirtilmiş olan Lexie:

Kahvaltıdan sonra istasyona geri dönüp Amsterdam’a varmak üzere yola çıktık. Rotterdam’a dair anlatacaklarım bunlar. Amsterdam ile devam edeceğiz.
____________________________
Seyahat güncesinde 4. gün. 4. şehir.
Nereden geldik: Antwerp
Nasıl geldik: Mein Fern Bus ile
Nerede konakladık: Hostel ROOM Rotterdam
Hostel notu: 4.5/5

Yorumlar