Brugge’den Sevgiler

Brugge. Bruges. Fucking Bruges. Sonunda yazıyorum.

Brugge. Gerçekten acayip bir şehir. Düsseldorf’dan binip Achen’de aktarma yaptığımız tren istasyona girdiğinde bu fotoğrafı çektim. Sonrasında çantaları sırtlanıp kente koşturduk…


Koşturduk dediğim, ilk iş elbette turist info center’a gittik. Hemen bir şehir haritası kaptık ve danışmadaki görevliye kalacağımız hosteli söyleyip bize tarif etmesini istedik. Haritalar sokak sokak gösteriyor ya, bitiyorum. Ama elinde harita olup tepeden bakınca bütün şehirler acayip büyükmüş gibi geliyor insana. Sonra yola koyulduk. Check-in saatine henüz daha vardı ama en azından çantaları bırakıp şehri turlayabilirdik.

Charlie Rockets
Kalacağımız hostel, Charlie Rockets. Hostel gibi hostel. Bulmamız çok zor olmadı. Fakat bu kentin olayı şu, daha hosteli ararken sokaklarda geziyor olmak bile etkileyici.

Çantaları bırakır bırakmaz gezintiye koyulduk. Brugge. Gerçekten dedikleri kadar var. Küçük yerleşim binaları arasından yükselen heybetli gotik binalar. Kiliseler. Görkemli kuleler ve işlemeler.

Kent su kanalları üzerinde kurulu adeta. Her sokak kanallar ile parsellenmiş. Bu çok güzel bir şey. 

Ancak bütün bu kanallar gün boyu saçma sapan tur tekneleri tarafımdan işgal ediliyor. Böyle boş fotoğrafını çekince insan kendini şanslı sayıyor. Ha, adamlara da kızamıyorsun. Herhalde tek bir çivi üretecek sanayi oluşumu bile yoktur burada. Dolayısıyla her şey turizm oluyor.

Brugge gerçekten ama gerçekten çok küçük. Burada yaşasam muhtemelen araba almazdım bile. Bisiklet ile gideceğiniz en uzak nokta olsa olsa 15 dk filan sürer. Biz de bi ara sokaklarda kaybolalım dedik. Bazı ara sokaklar o kadar ıssız ki, hani gerçekten kaybolsan “şehir merkezi nerede birader” diye soracak insan yok. O derece sessiz bir şehir. Bu ara sokaklardan birinde böyle evler vardı. Baksanıza insan bu şehirde nasıl huzurlu olamaz?

Su kanalları da insana fotoğrafik olarak yeterince malzeme sağlıyor:

Burası da kentin en çok tercih edilen fotospotlarından birisi sanırım:

Aslında bütün kent fotojenik:
Çoraplı Aziz Joannes Efendi ve arkasında ihtişamlı kulesiyle “Church of Our Lady“
Brugge’da bütün yollar kent meydanına çıkıyor arkadaşlar. Bu da kentin tam göbeğindeki heykel:

Bu kadar dikey fotoğraf bir yazı için fazla oldu sanki ama aksi mümkün değil sanıyorum. Bütün suç mimaride. Belfry önünde yerel lezzetleri yudumlarken biz:

Binalar gerçekten çok güzel:

Detaylar daha da güzel:

Çekmelere doyamadım ben buraları. Düşünün bi de bloga hepsini koymuyorum. Ama ışık değişti, dur bu açı daha güzel, yok bilmem ne diye bu Belfry’ı onlarca kez çektim. İnanmazsınız. Sonra seçip beğenmesi sıkıntı bir de.

Belfry
Sonra sonra, yine bir kentte daha akşamı etmiş bulunduk arkadaşlar. Bu son Belfry fotoğrafı. Dediğim gibi işte, insan çekmeden edemiyor…

Bu şekilde Brugge turumuzu tamamladık. Hostel, yazının başında belirttiğim gibi gerçek bir hostel. Çok güler yüzlü insanlar işletiyor. Odamızda bir İtalyan çift ve nereli olduklarını bilmediğim iki eleman daha vardı. Onlarla konuşma şansımız olmadı pek. Normalde severim insanlarla tanışmayı. Kentte başka hostel var mıydı bilmiyorum ama bence tereddüt etmeden gidilebilir. Geceleri lobideki masalarda aydınlatma ve dekor olarak kullanılan ikçi şişeleri sabah eriyen mumların izleriyle böyle görünüyordu, bunu da ekleyerek kaçıyorum ben:

Antwerp yazısında görüşmek üzere…
________________________

Seyahat güncesinde 2. gün. 2. şehir.
Nereden geldik: Düsseldorf
Nasıl geldik: Achen üzerinden tren aktarması ile
Nerede konakladık: Charlie Rockets Hostel
Hostel notu: 4.5/5

Yorumlar