Avrupa’da Bir Kaç Şehir Gezisine Dair

Selam blog.

Arkadaşlar öncelikle şunu söylemem lazım, bence blog yazmak artık microblog dediğimiz faktörler yüzünden bi -atıyorum- 5 yıl önceki efektifliğini kaybetmiş durumda. Hadi itiraf edelim, biz blog yazanlar bile başka bloglardaki yazıları okumaya üşeniyoruz. Sadece fotoğraflara bakıp hızlıca aşağılara kaydırdıktan sonra sekmeyi kapatıp gidiyoruz.

İşte kısa kısa anlatılar ve anlık bildirimlerin yapıldığı mikrobloglar bütün dinamizmi değiştirdi. Bu da elbette şimdiye kadar olmuş bitmiş bütün web devrimleri gibi karşı konulamaz bir evre. MSN Messenger bile öldü, hatırlayın. Yakında tamamen bitecek belki de bu olay. Daha minimalist mecralara kayacağız. İşte bütün bunlar insanın yazma motivasyonu da etkiliyor. Eskiden olsa daha gittiğim yerden dönmeden bunu şöyle anlatır, bu fotoğrafları böyle paylaşırım diye kurgulardım. Halbuki başlıkta bahsettiğim geziden geleli 2 hafta olmasına rağmen bu yazıyı ancak yazıyorum.

Neyse işte. Şu fotoğraf ise gezdiğimiz şehirlerden aldığımız rozetler. City Pin. Magnet de aldık  bi kaç ama koleksiyon için bunlar daha mantıklı sanki. Keşke Türkiye’deki şehirlerde de olsa demedim değil.


*****

Yazmak demişken, yolda seyir defterine bi şeyler karalarken ben…

Peki. Gelelim asıl meseleye. Biz şimdi efendim, Eylem ile bi kaç ay öncesinde bu geziye çıkmaya karar verdik. Ancak bir kaç ay öncesinde sadece Almanya’nın Düsseldorf kentine gidiş-dönüş bilet almak dışında planın hemen bütün evreleri belirsizlikten ibaretti. Bir gaz ve toz bulutunun ortaya çıkıp bir takım çatapatlardan sonra gezi planının ortaya çıkmasını bekliyorduk. — Hayır, şaka tabi ki. Eylem’in yakın arkadaşları Duygu ve Gizem zaten Münster’de idi. Eylem benden 1 ay kadar erken gidecek, Alman kültürü ve Almanca hakkında bir takım pratikler edinecekti. Bu zaman zarfında, Avrupa’da pek çok kent gezmiş olan Duygu ve Gizem ile kafa kafaya verip bizim 1 haftamızı değerlendirmek üzere bir tur planı hazırlayacaktı.

Gel zaman git zaman, kaba saba şöyle bir taslak ortaya çıktı. Düşünün işte. Biraz da kervan yolda düzülür kafası ile çıktık yola...

Sırasıyla gezdiğimiz şehirler ise şöyle:

Düsseldorf: Ben İstanbul’dan çıkıp buraya geldim. Münster’e en yakın uygun biletli yerdi. İlk gün biraz kenti gezip bir gece konakladık.

Brugge: Düsseldorf’tan trene binip bu kente geldik. En çok merak ettiğimiz yerlerden birisiydi. In fucking Bruges lan. Daha ne olsun. 

Antwerp: Hakkında pek bilgimin olmadığı, aslında gezmeyi çok istemekten ziyade ara kent kıvamındaydı. Beklentimizin üstünde olduğu kesin ama.

Rotterdam: Bir diğer geçiş kenti. Antwerp’den buraya Mein Fern Bus ile geçtik. Turistik atraksiyonu gerçekten kısıtlı, büyükçe bir limanı olduğundan ithalat-ihracat kapısı gibi.

Amsterdam: Ve evet. İşte karşımızda en kozmopolit Avrupa kentlerinden birisi. Önceki kentlerde çoğunlukla yürüdüysek de, Amsterdam yürümek için fazla büyük. Aynen karrşim, coffee shop’lara uğradık, aynen.

Berlin: İnsanlık tarihinin en büyük kentlerinden birisi Berlin. Hani bir ülke ikiye bölünür anlarsın da, burası ikiye bölünecek kadar büyük bir şehir. Sonra birleşmesi iyi olmuş ama. Gezmek sıkıntı olurdu yoksa. En etkilendiğim şehir burası oldu benim. Berlin ve güzel bir final.

Düsseldorf: Sabah buraya geldik. Bi şeyler yiyip uçuş saatine kadar biraz daha dolandık sadece. Sonrası İstanbul.

Bütün şehirler hakkında tek tek yazılar ilerleyen günlerde burada olacak.
Sevgiler.

Yorumlar