Karaköy'ün İki Yanı: Yıkılan Balıkçılar ve Grafitiler

Bilindiği üzere Karaköy’deki küçük balık pazarı ve devamındaki balık lokantaları geçtiğimiz günlerde yıkıldı. Öğrendiğimde çok üzülmüştüm. Gerçekten epey üzüldüm. Bütün dükkanlarda yemedim elbette ama yediklerimin hepsi Galata Köprüsündeki veya Eminönü’de satılanlardan çok daha lezzetli ve tazeydi. Öyle 30 tane hazırda pişirip sipariş verince ısıtıp getirmiyorlardı. Dahası yalnızca balık yemek için değil, manzarasına bakarak çay içmek için bile müthiş bir yerdi burası. Şişli’de trafik manzaralı keşmekeş bir cadde üzerinde bir yerde çay 3-4 liradır, nitekim hafta sonu özgürlüğünü(!) yaşayan insanlarla tıkılı AVM’lerde de böyle. Buraya son gittiğimde 1 liraydı lan çay. O manzarada 1 lira.

Ama hepsi gitti buraların. Ne yazık ki. Bakın ben yanıma kameramı alıp sokağa çıkarsam böyle yerlere gittiğimde çıkarıp fotoğrafını bile çekmem. Hep elimin altında diye bilirim çünkü. Öyle olması gerekir çünkü. 1 değil 2 değil, kaç tane restoran vardı orada. Kalkacak hali yok ya yarın. Haftaya gene geliriz, ne olacak dersin. Ama kalkıyormuş meğer. Öyle apansız bir kaç kepçe gelip kısa süre içinde kaldırıyormuş. Nereden bileceksin abi.





Bugün gidip bir kaç fotoğraf çektim burada. Geriye tahta parçaları, moloz izleri ve kırılıp sökülmüş ağaçlar kalmış.





Aslında dediğim gibi, çayın 1 TL'den çok daha fazla satılabileceği bir arazi. Buraya artık ne dikerler bilmem. Sit alanı da değil sonuçta. Şu manzaralar için kim bilir ne dolaplar döner arkada...

Artık her gittiğim yerin fotoğrafını çekeceğim. Küçük ara sokakların, bakkalın, kafelerin, parkların… Belli olmaz, bakarsın onlar da bir gece de sepetlenir. Elimizde kalsın anısı. 

*****

Buradan ayrılıp Galata Köprüsünün diğer yanındaki Karaköy'e gidiyorum; son 1-2 yıldır başka bir dönüşüm geçirmekte olan Karaköy'e.

Evet, köprünün bu yakasında çay zaten çoktan 4-5 lira barajını aşmış. Sebebi böyle duvarda grafitiler olması değil elbette. Burası son yıllarda anlam veremediğim bir değişim içinde. Bana kalırsa muhtemel sebebi yapılacağı söylenen Galataport projesi. 

Bu proje için önce semtin çehresini değiştirmek, 5-6 yıl içinde burada elitist bi atmosfer yaratmak gerekiyordu sanırım.

Böyle işte, iki bisiklet koyun, ağaçları ışıklandırın, ne bileyim tahta levhalara tebeşirle günün menüsünü filan yazın. Butik olun, anladınız mı? 

Cool olun. Tabi ki her şeyin bir bedeli olacaktır, mekanınıza gelen beyaz yakalı orada check in yapmak için ödeyecek o bedeli dert etmeyin yani. Bu masalarda selfi çektirip instagram'a atmanın kaç para abi?

Evet görsel olarak güzel bu mural ve grafitilerin hepsi.



Ama sadece görsel olarak güzeller:

İçleri boş ve ruhsuz hepsi. Sokak sanatı dediğin illegal olunca güzel; proje olunca değil dostum. 

Ben İstanbul'a geleli 2 sene oluyor. Daha öncesini bizzat bilmiyorum o yüzden. Fakat okuduğum/duyduğum kadarıyla 4-5 sene öncesine kadar buralarda kerhaneler varmış. Sokakları tekin değilmiş amiyane tabiriyle. İpsiz sapsız denilen tipler gezer, tinerciler sataşacak yer ararmış filan. Eh tabi öyle olunca Galataport'a getirilecek turistleri düşünmek gerekir, haklısınız. 

Bakalım nereye varacak bu işin sonu, izleyip göreceğiz.

Yorumlar