Eminönü Seyyarları

Geçtiğimiz yaz, henüz ramazan ayındayken Eminönü’ne gitmiştim. Gittiğimde akşam üzereydi ve daha önce hiç görmediğim kadar seyyar satıcıyı bir arada görmüştüm. Bildiğin semt pazarı havası vardı. Ama bu ortamı farklı yapan, sabahtan beri orada olmaları değil, iskele meydanındaki zabıtaların ortadan kaybolmasıyla birlikte bu başlıyor olmasıydı. Ben de burayı gözlemleyip elimden geldiği kadarıyla belgelemeye karar verdim.





Akşamüzeri saat 6, 6 buçuk gibi satıcılar meydana gelir ve bohçalarını yerleştirirler. Sonra zabıta ekipleri mesaiyi bitirip dönerlerken, birden bu bohçalar, kutular açılır ve ortam şenlenirdi. Her türlü şey satılırdı. Oyuncak, kıyafet, süs eşyaları… ve tabi ki balık ekmek. 






Aslında pek çok kişi için sıradan sayılabilecek bir şey olmasına rağmen, buraya gelince ben, Garcia Marquez’in Yüzyıllık Yalnızlık‘ında konu edindiği küçük kasabaya her yaz gelen çingene kumpanyasının sattığı ıvır zıvıra hayranlıkla bakan Arcadio Buendia moduna giriyordum.





Takdir edersiniz ki, bu adamların yaptığı ucundan kıyısından kanunsuz bir iş. Ve fotoğraf makinesi görünce -etraftaki onlarca mobeseye rağmen- tedirgin oluyorlar. Birkaç satıcı tarafından çekme diye uyarılmakla beraber, birkaç kez de çektikten sonra fotoğraf silmek zorunda kaldım bu süreçte.









Ancak ramazan bitince, zabıta meydanı daha geç terk etmeye başladı. Artık pazarların açılış saati 9, 9 buçuk gibi oluyordu. Günler de kısalmaya başladığından artık daha az satıcı geliyor ve eskisi gibi coşkulu bir ortam olmuyordu.









Gel zaman git zaman, artık geç saatte dahi olsa orada satıcı bulunmasına hiç izin verilmediğini öğrendim. Artık meydan sadece yayalara ait oluyordu...




Yorumlar