Bir Kitabı Çok Sevmek

Selam blog. Biliyorum yazmayalı epey uzun oldu ama bu sefer gerçekten geçerli sebeplerim var ama yazmamak için.

Eğitim hayatımın son bir ayı (aslında daha azı) çok enteresan geçti. Gezi Direnişi (buna Gezi Olayları diyenler de var; evet polis olay çıkarttı, haklısınız), Taşoz Adası derken (ki aslında bunları burada yazmışım, şimdi ben de şaşırdım nasıl zaman bulduysam), son olarak soluğu İstanbul’da aldım. Yani evet, İstanbul’a yerleştim bir anda. İş buldum, çalışmaya başladım. Ortama adapte olmaya çalışıyorum filan derken eh işte, insanın yazmaya vakti olmuyor.

Bunları niye açıklıyorum ben de bilmiyorum ama, esas konumuzla hiç alakası olmadığını söyleyebilirim. Neyse…



Aslında bu fotoğrafın da konumuzla alakası yok. Esas konumuz Salinger’in kitabı. Gönülçelen. Oturup kitap hakkında methiyeler düzecek değilim. Zaten aslında bu yaptığım yanlış. Sevdiğimiz kitapları herkese yaymamak lazım. Ama kitabı çok sevdim işte.

Bir gün Eylem ile İstiklal Caddesine paralel ara sokaklarda gezerken bir sahaf bulduk ve girdik. Eylem bu kitabı sordu. Ben olayı bilmiyorum ya tabi, bence sahaftan alınan bir kitap için biraz fazla para verdi ve kitabı aldı. Sonrasında öğrendim ki, bu Can Yayınları baskısı aslında çok daha kıymetliymiş (ikinci el kitap sitelerinde gerçekten de daha pahalıydı). Diyorum ya, cahillik işte. Ben o güne kadar bu kitabı duyduğumu bile düşünmüyorum. Sonra kitabın yayın haklarını YKY satın almış ve üslupta değişiklikler olmuş filan diye, eski versiyonu daha sevilirmiş.


Bakın ben böyle güzel çeviri kitap okumadım. Hayır, yokluyorum aklımı ama yok. Orijinalini de okumadım elbette ama bu saatten sonra okusam da keyif alacağımı sanmıyorum. Şu saatten sonra aklımda hep ilk okuduğum seferki gibi kalsın istiyorum. Adnan Benk’in çevirisinde olduğu gibi.

Kitabın önsözünden şöyle bir alıntı yapacağım. Zaten bunun için yazıyorum bu yazıyı.

Onun için, roman şu avutucu sözlerle sona erer: “bir işi yapmadan önce nasıl bilebilirsiniz onu yapıp yapamayacağınızı?*

Sahi işte, ben daha yeni mezun oldum. Sizi temin ederim ki üniversite hayatım goygoyla geçti. Notlarımı filan umursamadım hiç, hatta tek bir dersten bütünlemeye kaldım da, son anda mezun oldum. Böyle rezalet. Nereden bilebilirim ben şu an yaptığım işi yapıp yapamayacağımı? Bilmiyorum işte. Bunu zaman gösterecek sanırım. O yüzden, belki de ilk kez,hayatımın bir evresini etkileyecek büyüklükte olmasına rağmen hiç acelem yok. Normalde çok aceleciyimdir, ama bu sefer yok.

Okuduğum en iyi kitaplardan, en iyi çevirilerden birisi oldu. Eylem Reis sayesinde okuduğum için teşekkürlerimi de iletiyorum tekrar. Neden derseniz, Eylem Reis beni haberdar etmese ben daha uzun yıllar okumazdım, okuyacaksam da gider yeni baskısını filan okurdum. İyi ki varsın Eylem Reis.
_______________________________________________________

* ©Can Yayınları, 1981 – Sf: 8, Çev: Adnan Benk

Yorumlar