Taşoz Adasında Ayrımcılığı Kovalarken

Selam blog. Taşoz ne alaka di mi durduk yere? Evet, aslında bu proje hiç hesapta yoktu ama bir sabah bilgisayarımı açmış sosyal medyadan gündemi süzerken (Gezi Parkı direnişi öncesine denk geliyor), Çanakkale İçinde’nin paylaşmış olduğu proje haberi bağlantısına tıklayınca olaylar bu yönde gelişti.

Evet, geçtiğimiz günlerde Çanakkale Troya Genç Çevre Derneği ve Non-Formal Group of Thassos işbirliğiyle Taşoz Adası’nda düzenlenen “ayrımcılık” temalı fotoğraf projesine katıldım. Çünkü evet, bunca yıldır fotoğraf çekmeye çalışıyordum, bu bloga yazı yazıyordum, otu, böceği, güneşi martıyı filan çekiyordum da, şöyle bir projede adımın geçmişliği yoktu. Bu eksiklikle yaşamanın verdiği acıya daha fazla katlanamazdım ve hemen başvurmalıydım. Sonra baktım katılım için gereken bütün şartlar bende de var, hemen başvurumu yaptım. Vize al, bilet al derken gün geldi, sırt çantamı hazırladım ve proje arkadaşlarımla buluşup  yola düştük. Toplamda 2’si lider katılımcı olmak üzere 12 kişilik grup ile sınırı geçtik.

Sıkıcı otobüs yolculuklarını ve henüz proje mensuplarının tanışma aşamasındaki (bi de sabah 5’te çıktık yola yani) o soğukluğu filan es geçiyorum. Şu aşağıdaki fotoğrafı proje ekibinden Gizem’in, bizi Taşoz’a götüren feribotun etrafında konuşlanmış yüzsüz martıları beslediği esnada çektim.


İlk günün akşamı otele yerleşme ve akşam yemeği yeme ile geçti. Sabaha daha dinamik kalkabilmek için dinlenmek gerekliydi. Bu arada ben ülke sınırlarından çıkmadan önce hattımın roaming özelliğini açtırmadığım için telefonumu kullanamadım (pişman değilim, işime geldi açıkçası).

Programın ilk günü atölye alanında toplandık. Böyle proje işlerinde katılımcıları kaynaştırmak için “energiser” dedikleri şeyler vardır. Ekip toplanır ve değişik oyunlar ile kaynaşılır:

Sonra işler biraz olsun ciddileşir. Biz de, konu ayrımcılık olduğu için, yola çıkmadan 1 hafta kadar önce bu tema ve alt başlıkları içinden birer konu seçip bunlar hakkında fotoğraflar ile kısa sunumlar hazırladık. Bu alt başlıklar arasında cinsiyet ayrımcılığı, sosyo-ekonomik ayrımcılık, ırkçılık vb. vardı.

Bu sunumlar çerçevesinde güzel tartışma ortamları da yarattık. Belki de bir ay önce olsa daha apolitik geçecek bir ortam olabilme ihtimali vardıysa da, Gezi direnişi sayesinde sanki daha fazla söyleyecek şeyimiz vardı gibi geldi bana. Yunanlı grup da, kendi ülkelerindeki göçmenler ve onlara yapılan baskılar üzerine sunum yaptılar.

Günün akşamında ise, kültürler arası yemek faslı vardı. Biz yanımızda yerel meşhur yiyecekler götürmüştük ve Yunan tarafı da kendi yemeklerinden bize tattıracaktı. Aslında yiyeceklerin çoğu ortaktı zaten (proje süresince gittiğimiz ufak restoranda da her gün bizim(!) yemeklerden çıkıyordu ayrıca; bezelye, musakka, ne bileyim işte biber dolması filan).

Aslında sabah energiser filan yapamaya hiç gerek yokmuş. Güzel yemekler ve alkol zaten insanları kaynaştırmak için var.

Bu arada, fotoğraf üzerine atölye çalışmaları da program dahilindeydi. Tanıştırayım; bu abi Brian. Kendisi 3 yıl kadar önce İngiltere’de evi barkı satıp Taşoz Adasına yerleşme kararı almış. Hobi olarak başladığı fotoğrafçılığı geliştirmiş, kendi sergilerini açmış, hatta çocukların –fotoğraflarına bakarak- yazdığı şiirleri de fotoğraflarla beraber sunduğu fotoğraf kitapları bastırmış.

Ha işte atölye diyordum. Brian eğitmenlerden birisiydi. Atölyelerde teknik filan değil de, esas derdimiz kompozisyondu. Çünkü 3. Dünya savaşı çıksa bile önemli bir yüzdesinin kılını dahi kıpırdatmayacağı rahatlıktaki yerel halkın ve aynı kafadan turistlerin barındığı adada, ayrımcılığın a’sı bile yoktu. Ve biz ne çeksek diye kara kara  düşünmekteydik.

Neyse. Elbet çekecek fotoğraflar bulacaktık nasılsa. Ama adanın güzel koyları da bizi beklemekteydi. Oralara gidip berrak sularda kulaç atmalıydık. Yoksa projenin bir yanı hep eksik kalırdı. Bu yüzden sevgili Eleni programa ada etrafında bir tekne turu da eklemiş. Detaylara girmeyeceğim, gün boyu turdaydık işte. Sadece şu fotoğrafı eklemek isterim:

Burası mermer plajıymış. Dağdan süzülen mermerler, deniz tarafından zamanla yoğrulup ufak parçalara ayrılmış ve kum yerine mermer parçalarından oluşan bu kumsal(?) oluşuvermiş. Evet üzerinde uzanıp güneşlenmesi çok konforlu değil. Biz de daha çok yüzmeyi tercih ettik açıkçası. Bi de, fotoğraf makinemi alıp kumsala götüremediğim için daha alengirli fotoğraflar çekemedim. Google’da “Thassos marble beach” diye aratırsanız daha cazibeli olanları göreceksiniz.

İlerleyen günlerde de çalışmalarımız devam etti. Tartışma ortamları, fikir yürütmeler, fotoğraf üretmeye dair beyin fırtınaları vb:

Bu tartışmalardan birisinde, otostop aklımıza geldi. Şimdi otostop çekerken elinize bir kağıt-karton alır, üzerine gitmek istediğiniz yeri yazarsınız. Biz de “No War”, “No Racism”, “No Discrimination” yazdık. Otoyol kenarında bekleyip araçlara otostop çektik. Sürücülerin tepkilerini ölçtük.

Bir diğer fikir de tabelaları kullanmaktı:

Mesut çok yönlü, elinden pek çok iş gelen bir arkadaştı. Bi gece kumsalda ışıkla boyama fikri de ona aitti. Ve hatta ekipman olursa poi gösterisi bile yaparım dedi.

Sonra o veya bu şekilde fotoğraf çekimlerini tamamladık, baskılarını aldık ve tekrar atöyle yerinde toplanıp sergi hazırlıklarına başladık:



Sergi, halka açık bir açık hava sergisi oldu. Arka fonda kaç yaşında olduğu bilinmeyen epey büyük bir çınar ağacı vardı. Sergi daha da güzel gözüküyordu böyle:


Evet, böylece proje amacına ulaşmış oldu. Sonraki günlerde de düzenli olarak sergi tekrar açıldı, kapandı. Biz de düzenli olarak denize gitmeye, eğlenmeye ve adayı keşfetmeye devam ettik. Çok hoş vakit geçirdik. Ve her şey bittiğinde elimizde, yeni arkadaşlıklar, güzel anılar ve bir sürü fotoğraf kaldı. Kime ne teşekkür etsem az…

Bu arada, biz tam Taşoz Adasına vardığımız saatlerde Çanakkale’de mezuniyet töreni oluyordu. Açıkçası normal şartlarda da katılasım yoktu pek. Proje sayesinde yırttım diyebilirim. Kale'ye döner dönmez gidip diplomamı aldım, babam da aferin dedi. Öyle yani, dur bakalım ne olacak…

Yorumlar