Gezi Parkından Kalanlar

En sonunda ben de İstanbul’a gittim. Gezi Parkı ve Taksim Meydanı başta olmak üzere, oralarda 3-4 gün geçirdim. Çok güzel insanlarla tanıştım. Dostlarımla, arkadaşlarımla görüştüm. Yanıma sadece küçük sırt çantamı alarak gittim, ve çadır da dahil hemen her şey bulabildim. Yemek içmek zaten sorun olmadı. Ütopik bir olaydı. Uzun uzadıya yazacak değilim, zaten her yerde yazıldı (bizim basın kaynaklarımız hariç) etraflıca.

Ama işte ne yazık ki, hükümet burada yaşan huzur dolu ortamı hoş görmeme kararı aldı ve gözünü kan bürümüş bir şekilde Park’a müdahale edildi. Oradaki her şey talan edildi, yıkıldı. Çoluk çocuk, yaşlı genç demeden çok ağır şekilde saldırdı polis. Ben de tam polis müdahalesi başlamadan 1 saat önce otobüsten inip Çanakkale'ye gelmiştim halbuki.

İşte o elimde biriken fotoğraflardan bazılarını burada paylaşıyorum. Şimdiye kadar blogda bir yazı içinde paylaştığım en çok fotoğraf burada. Eh gidişatı anlatıp açıklama yapmama gerek yok sanırım. Şu haliyle kronolojik sıradadır. 































Şimdi öyle üzgünüm ki… Hayatımın hiç bir evresinde bu son hafta olduğum kadar duygusal olmadım herhalde. Bazen gerçekten ekranda paylaşılan şeylere bakarken gözlerim doluyor. Gezi Parkı’nda yardımlaşan insanları görünce de dolmuştu defalarca gözlerim; biber gazından etkilendiğim zamanlardan daha çok dolmuştu hem de.

Yazımı, yıllardır severek takip ettiğim köşe yazarı Kanat Atkaya’nın 13 Haziran tarihli “Al abi, hepsi senin olsun” yazısından alıntı ile bitiriyorum.

Anlaşılamamak, yalana koşulmak, bu şiddet, bu öfke, bu hayat…
Al abi, hepsi senin olsun.
Ihlamurun da,
arıların da, yalanların da, mitinglerin de,
umutlarımız da…
Hepsi senin, hepsi
senin artık.

Yorumlar