Tam Zevkine Varmışken Birden Yere Düşmek

Mesut benim hayatımda tanıdığım en gaz adamlardan birisidir. Rivayet olunur ki Ukrayna’nın doğal gaz rezervlerinden çok daha fazlasını bünyesinde barındırır. Aklına bi şey gelirse, hemen yapar. Ama araya zaman girerse o plan yatar. Anı yaşar Mesut. Bu aralar ben de nedense gazlardayım denize gireyim diye (aslında çok ölümcül bi pazar kahvaltısı yapmıştım da, onu eritmek amacı da vardı). Ve lise zamanımı hatırlıyorum da, biz babamla bu zamanlarda deniz sezonunu açardık zaten. Dün, Mesut’u bi yoklayayım dedim, denize gelir mi benle diye, tabi hemen gelirim dedi.

Neyse işte, bizden önce gireceğimiz yere bi grup gelmiş, acaba soğuk mudur ki, su nasıldır filan diye iskelede dikilmiş boyuna rüzgar yiyorlardı. Biz kısa bi gözlem yaptıktan sonra, ben giriyorum dedim ve atladım. Mesut da peşimden atladı. Diğer ekibi de dürtünce (soğuk değil yea, gelin gelin, girince alışıyor insan filan dedik. Yalan tabi hepsi) peşimizden sökün ettiler.

Sonra çıktık eve dönelim dedik. Yolda Mesut bana uçurtma yaptığından filan bahsetti. İnternetten bir kaç şablon bulmuş, onlara göre de yapmış. Ama henüz uçurmamış. Bunun üzerine Çanakkale’nin iyi rüzgar alan yerlerinden Özrgürlük Parkı’nda uçuş denemeleri yapmak üzere sözleştik. Gereken saatlerde de buluştuk. Ama deniz insanı yorar ya (tabi sezon başı; kondüsyon sıfır), otobüsle çıkalım dedik. Durakta otobüs beklerken, bir pick-up geldi. Birileri indi-bindi filan. O an Mesut’un gaz dürtüleri harekete geçti ve adamlara bizi yukarı kadar bırakıp bırakamayacaklarını sordu, ve sonuç pick-up’ın kasasında gün başladı:
Ağzımız kulaklarda. Bizi gören tanıdıklar oldu da, yüzlerindeki ifade paha biçilemezdi.


Sonra sağ olsunlar, bizi Özgürlük Parkı’na yakın bi yere çıkardılar. Ara sokaklardan çıkıyorduk:

Bi de baktık bir sürü uçurtma zaten olay mahalinde süzülüyor. Meğer uçurtma şenliği varmış. Bizim bundan haberimiz yok tabi, ama olaya dahil olalım dedik. Bir an önce uçurtmaların (prototiplerin) eksikliklerini kapatıp koşmaya başlamalıydık. Mesut işe başlamıştı:
Delta tipi uçurtma. Kusursuz gibi görünüyordu.

Ehem… Bu aslında Delta’nın son fotoğrafı herhalde. Çünkü teorikte kusursuz görünse de, pratikte bir kaç eksiği olduğunu anlamamız uzun sürmemişti. En büyük yanlışlık muhtemelen malzeme olarak çöp torbası kullanmamızdı herhalde.

Gökyüzünde bir sürü uçurtma vardı ama biz henüz irtifa kaydedememiştik.

Neyse, daha fazla vakit harcamayalım dedik. Sonra ikinci prototip olan Jizıs’a sıra geldi (ismini çarmıha benzeyen iskeletinden ötürü böyle koyduk). Bu sefer daha umutluyduk. Jizıs kesin uçacaktı.

Ve o sıra, kazaya kurban gitmiş bi uçurtma enkazından kuyruk bulup onu da Jizıs’a ekledik. Artık uçuşa hazırdık. Üstelik veteran level bir kaç uçurtmacıdan da açılar konusunda tavsiyeler almıştık. Her şey yolundaydı. Moraller yüksekti:

Bir kaç aksaklıktan dolayı hemen başlayamadık. Ama sonrasında büyük an gelmişti. Herkesin gözleri üzerimizdeydi. İnsanların hepsi altıgen şeklide sıradan, kırtasiyeden satın alınmış uçurtmalar uçuruyordu. Oysa biz, Mesut’un kendi elleriyle yaptığı, AR-GE kastığı uçurtma ile göklere çıkıp diğerlerine gereken dersi verecektik…

Nefesler tutuldu. Mesut makarayı alıp koşmaya başladı. Ve evet, o ne ihtişam! Jizıs uçuyordu! Stabil bir şekilde yükseliyor ve yükseliyordu. Fakat… Fakat sonra, yukarıda bir şeyler ters gitti ve Jizıs ters döndü. Ve tabi ki, havayı alta alıp yükseleceği yerde, üste alıp yükseldiğinden daha yüksek bi hızla yere çakılmaya başladı. O an hayatlarımız gözlerimizin önünden geçti kısa film tadında. İnsanlar çığlık atarak izliyordu. Ve Newton galip gelmişti. Jizıs yer çekimine yenik düşmüştü…

Artık onarılması da mümkün değildi. Jizıs düşmüştü. Her şey bitmişti. Her şey için çok geçti, her şey yitirilmişti…

Tam zevkine varmıştık ki, olanca hızımızla yere düşmüştük. Cesur Yeni Dünya’da Martı Jonathan'lara yer yoktu. İhtiyaç da yoktu. İlla bizim de herkes gibi altıgen uçurtma alıp, heyecansız gözlerle gökyüzüne bakmamız gerekiyordu. Ah.

Bu kadar bunca yakışıklı varlık varıp gelmiş buraya
Ne güzel şeymiş meğer insanlık
Böyle dünyalıları olan
Yaşasın bu yaman, bu cesur yeni dünya
Shakespeare, Fırtına; perde V, sahne I — Çev: Can Yücel

Üzülme dedi Mesut, en azından denedik. Sevinmeliyiz dedi, hadi bi şeyler yiyelim.

Harcanmıştık. Duygularımız ufalanmıştı. Güneş yavaş yavaş batarken, biz de umutlarımızı orada bırakıp dönüş yoluna koyulmuştuk. Bunlar da böyle geçen bir günün ardında kalanlar işte…

Ama umudumuz hala var. Bi’ gün, elbette…

Yorumlar