Vizeler Sonrası Geleneksel Kilitbahir Gezisi

Bu etkinliği geleneksel diye adlandırmamın sebebi, aslında geçen sene de sınavlardan sonra Kilitbahir’e geçip şöyle fotoğraflar çekmemden ileri geliyor. Ama neden Kilitbahir diye soranlar olursa gidilecek en yakın kafa dinlenecek yer orası çünkü. Vapura binip geçiyorsun, sonra özgürsün. Henüz bütünüyle bozulmamış doğası var; bisikletle eğlenmek, doğa yürüyüşü yapmak için çeşitli güzergahları filan işte. 

Hem de Pentax K-x'i satıp yerine Canon'un eski ama daha üst seviye gövdelerinden 30D almıştım. Onu test etmek için fırsat yaratmak bir bakıma.


Güzergah olarak daha önce gitmediğim patikalara da saptım ama sonunca birilerinin özel mülklerine veya tarlalarına vardığım için yine bilindik eski rotalara gittim. Arada böyle şeyler çekmesem olmazdı:

Bisiklet için gerçekten güzel yollar var. Toprak yollar elbette daha iyi, çünkü böyle yumuşak kumlu yollarda pedal çevirmek çok zor.

Bu yolun sonunda kökleri kocaman olan bi takım çınar ağacının olduğu doğal sığınak gibi bir yere varılıyor:

Kökleri açıkta olmasına rağmen gerçekten sağlamca kenetlenmiş gibi görünüyor. Hem bunlar görünen kısmıysa toprağın altında kim bilir neler var:



O ağaçların altında birikmiş öbekler halinde kuru çınar yaprakları da vardı:

 Neyse, bu kadar çınar fotoğrafı yeter deyip esas gitmek istediğim yere, Kilitbahir’in zirvesine çıkmak üzere oradan ayrıldım. Değişik değişik yollar var:

Kasım’ı yarıladık, hava güneşli de olsa soğuk. Bisikletle olunca bunu daha kolay hissediyorsunuz üstelik. Bi de tepeye tırmanma faslı var. Bi yerden sonra elimde taşıdıysam da, zirveye çıktığımda şöyle bi self-shot yaptım:

Self-shot demişken, 30D biraz ağır ve kocaman geldi önceki kameralarıma göre. Bu bağlamda şu fotoğrafı çekmek için çok kez uğraştım aslında.

Havaların erken kararması, soğuk olması vs. yüzünden yavaş yavaş dönüş yoluna saldım bisikleti. Tepeden inip köy içine gelince, bisikletin tekerlekleri mi hoşuna gitti tam olarak bilmiyorum, şu iki kedi aniden yola atlayıp önümü kesti:


Sonra siyahlı beyazlı olan kedi bana böyle çemkiriyordu:

Bunu fırsat bilen sarılı kedi, bana da çaktırmadan sinsice bisiklete tırmanmış. Bi de baktım arka tekerleğin üstünde, sonra bi de baktım benim üstümde:

Bu sarılı kedi çok yüzsüz kediymiş.  Ama sevimliydi aynı zamanda. Bununla da yetinmedi, sırt çantama tırmandı. Omzuma çıktı. Ben de o arada kadraja kediyi de sığdırayım diye eğilip büzülerek self-shot yapmaya devam ettim. Böyle şeyler hayatında pek olmaz sanırım insanın. En azından hatırladığım kadarıyla 22 yıldır bana ilk defa oldu…

Bunlar orada çektiklerimden bir kaç iyi fotoğraf. Bulanık, yamuk kadraj vb olmuş bazıları:



Kedi çok rahattı. Böyle sanki doğduğu günden beri benim sırtımda yaşıyormuş gibi. Geldi yerleşti oraya. İnmeye niyeti filan da yoktu ha. Yoldan geçen amca halime gülerek kediyi usulca alarak yere saldı. Yoksa benle gelirdi yani. Kedilerin, kendilerini rahat hissettikleri durumlardaki gibi hırıltı çıkarıyordu, o derece.

Bu arada, benim burnum yamukmuş...