Fakir Öğrenci Modu ve El Yapımı Makro Aparatı

Başlığın başına “liseli” ibaresi de ekleyecektim ama gelin görün ki, yazı boyunca göreceğiniz fotoğraflar liseden diplomayı aldığım yaz tatili süresince çekildiği için liseli değildim. Ne var ki yine de cepte para yoktu, elde ise fotoğraf ekipmanı namına “baba sınava gircem ben yaa! stres atmak istiyorum, bana makine alsana?” diye aldırdığım Casio EX-Z75 vardı (o makine çok badireler atlatmıştır, oralara girsek başka bir yazı konusu olur diye girmiyorum). Ayrıca, liseli arkadaşlarla da bir alıp veremediğim yok. Şimdi izninizle konumuza dönelim.
Her şey akşam üzeri saatlerinde balkonda çekirdek (çiğdem değil bakın) çitlerken olmuştu. Normalde akşam üstü saatlerinde Bandırma’nın meydanında filan gezip şu aşağıdaki gibi siluet olsun, gün batımı olsun, renkler sıcak olsun bizim olsun fotoğraflar çekerdim.

O zamanlar kadraj, teknik meknik hak getire tabi. Ben ne kadar öğrenmek istiyorduysam da makine tam otomatik olduğundan ISO seviyesi ve beyaz dengesi dışında ayar yapmama izin vermiyordu. Bu makineyle de en fazla gün batımı veya çiçek böcek çekilirdi. Ben çiçek böceğe de dünden razıydım ama kötü talih peşimi bırakmıyordu. Makinem sadece 10 cm’den makro çekmeye izin veriyordu (O dönemde Canon Powershot A- serisi 1 cm’den makro çekmeleriyle nam yapmışlardı, içimde uktedir). O zamanlar öyle diyafram filan bilmiyorum ki, ne kadar yakın o kadar iyi sanıyordum. Neyse işte, çektiğim makrolar bundan öteye gidemiyordu:
Bu mudur yani?
İşte neyse, o gün balkonda otururken -nereden elime geçti bilmem- oyuncak bir dürbün vardı. “Hele şunun büyüteçleri sökeyim ben” dedim. Sonra “acaba büyüteci makinenin önüne koysam ne olur ki?” dedim. Sonuç buydu:

Artık pantolonumun kumaşını daha yakından görebiliyordum (wow!). Üstelik büyüteç dışındaki kısımlar da kabul edilebilir şekilde bulanık olmuştu (aslında büyüteci gözümüze yaklaştırınca da aynı şey oluyor; yakın objeler hariç her şey bulanıklaşıyor). O an bende bir şimşek çaktı, ve büyüteci aldığım gibi evin yakınlarındaki parka koştum. Çiçek böcek bulma ümidiyle sağa sola bakarken bir “painted lady” kanat çırparken gözüme ilişti:
Vanesa Cardui - Ecnebiler "painted lady" de diyor işte.
Elde ettiğim bu fotoğraf bambaşkaydı. Çekim mesafesi yine 10 cm kadardı ama büyüteç sayesinde 3x optik yakınlaştırma yapsam da netleme yapabiliyordum. İstediğim alan derinliğini de elde edince keyfim yerine gelmişti. Ama eve gelince bu sefer renklerin acayip olduğuna kanaat getirmiştim. Çünkü her şeyden önce büyüteç maviydi ve çekilen fotoğrafları ne kadar kurcalasam da bu kadar düzeliyordu.
İşte o zaman, başka bir şimşek çaktı; uygun ebatlarda normal renkleri olan bir büyüteç bulmak icap ediyordu. Aradan kaç gün geçti bilmiyorum, kırtasiyenin birinden istediğim gibi bir büyüteç almıştım. Eve gelince o büyütecini söktüğüm dürbünün bir parçasını biraz izole bant yardımı ile bu hale getirmiştim:

Böyle olunca  büyüteci elime tutmak zorunda kalmayacaktım ve istediğim fotoğrafları çekmek daha kolay olacaktı. Netleme mekanizması artık çok hassas çalışıyordu. 1 mm dahi oynatsam netlik gidebiliyordu. Fakat nihayetinde bu aparat sayesinde büyüteç, adeta objektifin bi parçası haline gelmişti ve evde boş boş oturmak olmazdı. Araziye çıkıp çiçek böcek bulmak gerekiyordu.

İşte bu ve benzeri şekilde makro çekimler yapabilecek kıvama gelmiştim. Neşem yerindeydi, eh keskinlik, detay vb. elbette üst düzey olmuyordu ama yaz tatilinin kalan kısmını geçirmek için yeterliydi. Şu yusufçuk fotoğrafı sanıyorum çektiklerim arasında en ideal netlikte olandır:

Son olarak, fikir vermesi açısından aparatlı ve aparatsız şekilde çekilen aynı kelebeğin fotoğraflarını göstermek istiyorum:
Papilio machaon - Kırlangıç Kuyruk, 10 cm'den normal
Aparat ile çekim, 10 cm'den 3x optik yakınlaştırma
Falan filan derken işte, böyle fotoğraflar çekmek için babamla gittiğimiz piknikler de iyi bir çalışma alanı oluyordu. Böylece yaz tatilini renklendirmeyi başarmıştım...
Bu arada, 4:3 ne saçma bir fotoğraf oranı yahu?

Yorumlar