Bütün Gün Pedal Çevirip Bisikletle Gelibolu'ya Gitmek

Evet arkadaşlar, insanoğlunun doğası gereği nankör ve açgözlü bir varlık olduğunu şu an daha iyi idrak etmiş olarak bu yazıyı yazıyorum. Mesela başlıkta da gördüğünüz “rahat batması” ifadesi, tam anlamıyla bu tip kavramları kapsar. Ehem… Mesela, sıcacık yorgan yatak bile batabilir insana, sabahın 5’inde filan kendinizi yolda bulabilirsiniz, o derece bir açgözlülük bile barındırır insan bünyesi. Halbuki, yatak yorgan ne güzeldir, hafta içi okuldan pelteleşmiş beyin hafta sonu kendini dinlendirmeye şartlandırmıştır ama bünye bu durumu reddedebilir.

Neyse, bugün iyi yazamıyorum, giriş kısmını anca bu kadar toparlayabildim, idare edin. Demem o ki, biz bu hafta sonu Uğur ile saat 5:30 sıraları Çanakkale’den karşıya geçmek üzere, tam tekmil hazırlanmış iskelede vapur bekliyorduk.
Vapur saatlerini öğrenmeden böyle bir işe kalkıştığımızı size çaktırmadan (hesaplarımıza göre en geç 6 vapuru ile geçecektik), sabah ayazı ile bir güzel uykumuzu dağıttık, ve nihayet ufukta beliren ilk Kilitbahir vapuruna hücum ettik. İçeride bi' yerde, henüz dinç olan yüzlerle objektife böyle bakıyorduk:

Aslında bütün amacımız, Eceabat’tan İstanbul yoluna doğru giderken, kıyı boyunca görülebilen eski iskele ve kayalık vb. ile gökyüzünün daha yeni aydınlanmakta olduğu ışık koşulları altında uzun pozlamalar yapıp basit, bilindik fotoğraflar çekecektik. Ama vapur saatleri tahminimizden geç olunca, güneş çabuk doğdu ve tam olarak istediğimiz konumdan fotoğraf çekemeyecektik. Bunu da idrak edince, henüz Eceabat’a bile varmadan, sağa çekip bunun gibi fotoğraflar çektik:

Ama görüldüğü üzre, güneş parlaklığını hissettirmeye başladığı için uzun pozlamaya izin vermiyordu. Olsun dedik, bu fotoğrafla yetinip pedala devam ettik. Yollar zorlu ve engebeliydi, öyle ki hareket halinde fotoğraf bile çekemiyordum:

Yavaş yavaş yola uyum sağlayıp moda giriyorduk. Uğur adamı telefonunu kurcalarken, ben de pan denemeleri yapıyordum. Ehh, ikimiz de aynı hızda gittiğimiz için, şu fotoğraf ilk pan denemesi için hayli başarılı sayılır, ha?

Sonra az ilerde şu gördüğüz pano dikkatimizi çekti, sayılar arasında 38 km en çekici olanıydı. Ama bu cazibeye kapılmaya değer miydi? Denemeden bilemezdik…

Az gittik uz gittik, dere tepe düz gittik derken, arada köpek takıştı (insan son gaz pedala abanıp giderken fotoğraf çekemiyor) o sırada yaptığımız hızla 1 km kadar gittik herhalde. Sonra bu kadar gelmişken dönmek olmaz dedik. 
Bu arada o kötü bulutlar dağıldı ve güneş yüzünü göstermeye başladı, henüz yeterince dik ışınlara maruz kalmamışken arada fotoğraf çekmeyi ihmal etmiyorduk:

Önündeki bayıra bakıp "Hmm" diyen adam pozu.
Tabelalar az da olsa bizden taraf olmaya başlamıştı ve inanılmaz gaz veriyordu:

Yollar çetin engellerle doluydu ve bunların en başında rüzgar geliyordu. Öyle ki, bayır aşağı inerken bile pedal çevirmek zorunda kalıyorduk. Böyle saçma bi' yanı vardı. İnanın çok fena hız kesiyor ve fazladan yoruluyorsunuz. Bu yüzden ara sıra yol kenarında bulduğumuz ağaç gölgelerinde mola veriyorduk:

Derken mutlu sona böyle ulaştık:

Sonra kendimizi bir boşlukta bulduk; ne kötü! Gidecek bir hedef kalmamıştı. Kilitbahir’den bu yana 50 km pedal çevirmiştik ama artık ne yapacağımızı bilemiyorduk. Sonra “ee buraya kadar gelmişken de dönmek olmaz, bari bir şeyler yiyelim” diye şehir merkezine girdik yine de.
Şimdi fark ettim de, Gelibolu’dayken hiç (gerçek anlamda hiç, bildiğin hiç) fotoğraf çekmemişiz. En son bu tabela var, daha da fotoğraf filan yok. İlginç değil mi?..
Neyse işte, Gelibolu’da bir tane ufak müze bulup gezdik, Japon turist kafilesine laf attık, karnımızı doyurup çayımızı içtikten sonra (işte burada kadim dost Rıdvan’ın eksikliğini hissetmedik değil; o olsa kesin bir tane de sigara yakardı dedik) yola devam ettik. Yolda giderken, selamlaştığımız (el salla-korna çal. vb) kimi iyi kalpli insanların yanı sıra, rüzgar da bu kez iyi kalpliydi ve arkamızdan üfürüyordu. Bu sayede, gelirken 5 saatten fazla zaman harcadığımız yolu, yine 1-2 çay molası verdiğimiz halde 3 saatte tamamladık.
Sonrası malum işte, yorgun bir halde anakaraya geri döndük, öldük bittik filan. Ama kanımca bütün yorgunluğa rağmen, yol boyu yaptığımız muhabbet ve çektiğimiz bu fotoğraflar bütün acıyı hafifletiyordu. Hele bir de sıcak duş alması var ki; “böyle bir keyif yok” dedirtti.
Son olarak sabah yola henüz çıktığımızda (6.45 gibi) çektiğim 6 tane dikey kadraj fotoğraftan oluşan panaroma ile kapanışı yapayım. Siyah-beyaz yapınca daha bir görkemli göründü gözüme:

Yorumlar